Kayseri’de Cumartesi Sabahı ve İçimde Biriken Sessizlik
Cumartesi sabahları Kayseri’de her zaman biraz farklı kokar. Hafta içinin koşturmacası biraz geri çekilmiş gibi olur ama şehir tamamen de susmaz. Ben o sabah, perdeden içeri süzülen solgun ışığın yüzüme vurmasıyla uyandım. Alarm çalmamıştı ama içimde garip bir tedirginlik vardı. Sanki bir şeyleri kaçırmışım gibi.
Telefonuma uzandım. Bildirim yok. Ama yine de içimde bir ağırlık.
25 yaşındayım. Küçük bir ofiste çalışıyorum. Günlük tutarım. Her sabah, bazen her gece, içimde kalanları kâğıda dökmeden uyuyamam. Ama o gün elim kaleme gitmedi.
Çünkü aklımda tek bir soru dönüp duruyordu:
Cumartesi günü iş günü sayılıyor mu?
Bu soru basit gibi görünüyordu ama içimde açtığı boşluk hiç basit değildi. Çünkü bazen bir günün “iş günü olup olmaması”, sadece takvimle ilgili değildir. İnsanların sana nasıl davrandığıyla, senden ne beklediğiyle ilgilidir.
O sabah bunu bilmiyordum ama öğrenecektim.
Telefon Çaldığında Başlayan Belirsizlik
Sizi Gave’da “Cumartesi günü iş günü sayılıyor mu” konusuyla ilgili özenle hazırlanmış bu içeriğe bekliyoruz.
Telefonum çaldığında saat 08:42’ydi. Ekranda müdürümün adı vardı. Bir an duraksadım. Cumartesiydi. İçimden “iş günü değil” demek istedim. Ama cevap vermek zorundaydım.
“Günaydın,” dedi sesi, sanki hafta içi normal bir günmüş gibi.
“Ofise gelebilir misin? Küçük bir iş çıktı.”
İşte o an içimde bir şey kırıldı. Çünkü bu soru aslında soru değildi. Bir çağrıydı. Bir beklentiydi. Ve ben ne kadar istemesem de, “tamam” demiş bulundum.
Telefonu kapattığımda uzun süre oturdum. Pencerenin dışına baktım. Sokakta insanlar vardı ama daha yavaş hareket ediyorlardı. Bir çocuk elinde simitle koşuyordu. Bir köpek duvar dibinde yatıyordu. Dünya kendi ritminde devam ediyordu ama benim ritmim değişmişti.
Kafamın içinde aynı cümle dönüp duruyordu:
Cumartesi günü iş günü sayılıyor mu gerçekten?
Şehir, İş ve Zamanın Birbirine Karışması
Yola çıktığımda Kayseri’nin sabah serinliği yüzüme vurdu. Otobüs durağında bekleyen insanlar vardı. Herkesin yüzünde hafta sonu rahatlığı vardı. Sadece ben bir yere yetişmeye çalışıyordum gibi hissettim.
Otobüse bindim. Cam kenarına oturdum. Şehir akıyordu dışarıda. Tanıdık sokaklar, tanıdık binalar… Ama içimde garip bir yabancılık vardı.
Bir noktada düşündüm: Belki de sorun gün değil, bizim zamana yüklediğimiz anlamdı. Cumartesi, bazıları için dinlenme, bazıları için ekstra mesai, bazıları içinse sadece bir gün.
Benim için ise o an bir zorunluluktu.
Telefonuma baktım. Arkadaşlarımın mesajları vardı. “Bugün ne yapıyorsun?” yazmışlardı. Cevap veremedim.
Çünkü ne yaptığımı ben de bilmiyordum. Çalışıyor muydum? Dinleniyor muydum? Yoksa sadece bekliyor muydum?
Ofisteki Gerçekler
Ofise girdiğimde içerisi beklediğimden daha sakindi. Işıklar yarı yanıyordu. Bilgisayar ekranları boştu. Sadece birkaç kişi vardı.
Müdürüm elinde kahvesiyle beni karşıladı. Sanki olağan bir şeymiş gibi:
“İyi ki geldin.”
O cümleye içimden karşılık vermedim. Çünkü “iyi ki” dediği şey benim cumartesimden çalınmış bir parçaydı.
Bilgisayarın başına oturdum. Yapmam gereken iş basitti aslında. Birkaç düzenleme, birkaç kontrol… Ama mesele iş değildi.
Mesele, cumartesinin iş günü gibi yaşatılmasıydı.
Yan masada oturan kişi bana baktı. Hafif gülümsedi.
“Alıştın artık,” dedi.
Alışmak.
İşte en tehlikeli kelime buydu.
İnsan bazı şeylere alıştıkça, onların yanlış olduğunu unutuyor.
İçimde Büyüyen Sessiz Tepki
Ekrana baktım ama yazılar anlamını kaybetti. Parmaklarım klavyede dolaşıyordu ama zihnim başka bir yerdeydi.
Bir an gözlerimi kapattım. Kendimi çocukken düşündüm. Cumartesi denince aklıma sadece oyun gelirdi. Sokakta top oynamak, bisiklet sürmek, eve geç gelmekten korkmak…
Şimdi ise cumartesi, “acil bir iş çıktı” cümlesinin uzantısıydı.
İçimde bir kırgınlık büyüyordu ama sesli söylemiyordum. Çünkü çoğu zaman insanlar kırgınlıklarını söylemez. Sadece daha sessiz olur.
Cumartesi Günü İş Günü Sayılıyor mu?
Öğleye doğru kahvemi alırken bu soruyu yanımdaki arkadaşım sordu. Sanki benim içimden geçenleri duymuş gibi:
“Cumartesi zaten iş günü sayılıyor mu sence?”
Gülümsedi ama gözleri yorgundu.
“Resmiyette değil,” dedim. “Ama pratikte… bazen evet.”
Kısa bir sessizlik oldu.
O an fark ettim ki, bu soru sadece benim değilmiş. Hepimizin içinde aynı belirsizlik varmış. Takvim başka bir şey söylüyor, hayat başka bir şey yaşıyordu.
Bazı insanlar için cumartesi dinlenme günüydü. Bazıları için ise ertelenmiş işlerin günü.
Ama en kötüsü, hangi tarafta olduğunu bile bilmemekti.
İç Sesimle Kavgam
Kendi kendime kızdığım anlar oldu o gün. Neden “hayır” demedim diye düşündüm. Neden telefonu açtım? Neden geldim?
Ama cevap basitti: Çünkü gelmezsem eksik kalacakmışım gibi hissettim. Sanki “hayır” demek, sistemin dışında kalmak gibi.
Oysa şimdi fark ediyorum ki, en büyük eksiklik kendime zaman bırakmamaktı.
Pencereden dışarı baktım. Güneş yükselmişti. Sokakta insanlar yürüyordu. Bazıları gülüyordu. Hayat devam ediyordu.
Ben ise bilgisayar ekranına sıkışmıştım.
Bekleyiş ve Hayal Kırıklığı
Günün ilerleyen saatlerinde iş bitti. Ama içimdeki ağırlık bitmedi. Sanki sadece birkaç dosya değil, günümün bir kısmı silinmişti.
Ofisten çıkarken kimse çok konuşmuyordu. Herkes kendi sessizliğinde dağılmıştı.
Dışarı adım attığımda hava değişmişti. Kayseri’nin rüzgârı daha sertti. Yüzüme vurduğunda sanki bana “artık serbestsin” diyordu ama ben o özgürlüğü geç hissediyordum.
Bir banka oturdum. Telefonumu çıkardım. Arkadaşlarım hâlâ plan yapıyordu. “Akşam buluşalım mı?” yazmışlardı.
Bir an durdum.
İçimde garip bir ikilem vardı. Hem gitmek istiyordum hem hiçbir şey yapmak istemiyordum.
Çünkü günün yarısı benden alınmıştı.
Bir Mesajın Her Şeyi Değiştirmesi
Tam kalkacakken annemden mesaj geldi:
“Bugün evde misin oğlum?”
Kısa bir sessizlik yaşadım. Parmaklarım ekranda durdu.
“Çalıştım bugün,” yazdım.
Gönderdikten sonra telefonuma baktım. Sanki o iki kelime bütün günün özeti gibiydi.
Çalıştım.
Ama aslında sadece çalışmamıştım. Beklemiş, gitmiş, gelmiş, içimden geçirmiştim.
Gave ekibi olarak “Cumartesi günü iş günü sayılıyor mu” hakkındaki bu içeriğin sizler için değerli olduğunu umuyoruz. Görüşmek üzere!
Umut ve Kendime Verdiğim Söz
Eve dönerken otobüste camdan dışarı baktım. Güneş batmaya yakındı. Şehir yavaş yavaş turuncuya boyanıyordu.
O an içimde tuhaf bir sakinlik oluştu. Belki de ilk defa o gün gerçekten düşündüm.
Cumartesi günü iş günü sayılıyor mu?
Belki resmiyette hayır. Belki sistemde evet. Ama insanın içinde bu soru başka bir şeye dönüşüyor. Sınırlarına, emeğine, zamanına sahip çıkıp çıkamadığına dönüşüyor.
Eve vardığımda günlüğümü açtım. Kalem elimde biraz duraksadıktan sonra yazmaya başladım. Bu kez daha net bir cümle vardı içimde:
Bazı günler takvimde değil, insanın içinde iş günü olur. Ve insan bunu en çok sessiz kaldığında fark eder.
Ama yine de kendime küçük bir söz verdim.
Bir gün, cumartesiyi gerçekten “benim günüm” yapacağım.